Cumartesi
Nisan, 13
Ana SayfaHaberlerBasında OHSADDr. Reşat Bahat Habertürk TV’ye konuk oldu

Dr. Reşat Bahat Habertürk TV’ye konuk oldu

Habertürk TV, Para Gündem Programına katılan OHSAD Genel Başkanı Op. Dr. Reşat Bahat, sağlık harcamasının neden arttığına ilişkin Rahim Ak, Serdar Kuter ve Ebru Baki’nin konuğu oldu.

Sağlık sigortaları yüzde 35-40 oranında zamlandı. Peki, Türkiye’de sağlık sigortası yaptıranların sayısı nedir? Bir şirketlerin grup sigortası kapsamında yapılan sigortalar var. Bu 1.4 milyon kişi. Bir de ferdi sağlık sigortaları var. Bu da 1.1 milyon kişi. Yani Türkiye’de toplamda 2.6 milyon sağlık sigortası yaptılar kişi sayısı var. 85 milyonluk ülkede 2.6 milyondan bahsediyoruz. Bunların da yarısı çalışanlara yaptırılan limit ve kapsamları kısıtlı sigortalar. Tamamlayıcı sağlık sigortasını da katarsanız 3.3 milyon yapıyor. Bu rakamlar çok düşük kalıyor. Sigorta şirketlerinin geliri 4 milyar TL, ancak gideri de 3.8 milyar TL. Diyorlar ki her kazandığımız 100 liranın 85 lirasını zaten geri ödüyoruz. Dolayısıyla sigortalı sayısı düşük ancak aynı zamanda kullanım çok artıyor. Neden sağlık sigortası primleri artıyor? Sigorta şirketleri tıbbi malzeme fiyatlarının arttığını, 1000 lira stend parası ödenirken şimdi 7000 lira ödendiğini söylüyorlar.  MR, ulturason gibi cihazların fiyatlarında artış nedeni ile maliyetlerin arttığını dile getiriyorlar. Sağlıkta fiyatlar çok mu arttı?

Sağlık enflasyonu dünyanın her yerinde o ülkenin enflasyonundan daha yüksektir. Çünkü sağlık yenilikçi bir iştir, inovatif bir iştir. Sürekli teknolojilerinizi yenilersiniz. Yeni teşhis metotları çıktığında eski metotları vatandaş sizden istemez olur. Hele hele Türkiye gibi rekabetin çok olduğu ve kamunun da iyi sağlık hizmeti verdiği ülkelerde özel sektör daha yenilikçi, modern ve yaratıcı tedaviler bulmak zorundadır. Bu da normal enflasyonun üzerinde bir enflasyonu tetikleyen bir unsur… Onun dışında bizim özellikle kullandığımız ilaçlar, cihazlar ya da sarf giderlerinin yüzde 95’lik gibi çok önemli bir kısmı dövizle ilgilidir. Dövizin hem kendisi hem de finansman maliyeti çok yükseldi. Yani bunların faizi de yükseldi. Bunun dışında başka bir sıkıntı daha var. Özellikle Sosyal Güvenliğe sunduğumuz hizmetlerin yaklaşık yarısından vatandaştan hiç fark talep edemiyoruz. Yıllardır bu böyle. 14 yıldır Sosyal Güvenlik Kurumu SGK, SUT fiyatlarına hiçbir güncelleme yapmıyor. Öyle ki, iyi bir hastane SGK ile anlaşmalı ise yılın sonunda yüzde 60’ından hiç fark alamıyor. Yani kanserden yoğun bakıma, acillere kadar bir sürü alanda fark alması yasak. Bunlarda fark alması yasak olan hastaneler yüzde 40’lık bir alanda gelir elde edebilmek ve geçinebilmek için doğal olarak enflasyonun üzerinde bir güncelleme yapmak zorunda kalıyor. Eğer her alandan fark alabilir hale gelse o zaman enflasyon oranındaki bir fiyatla belki hayatlarını idame ettirebilirler. Tüm bunlara rağmen özel hastanelerin tamamına yakını enflasyonun altında bir ücret belirlemek zorunda kaldı. Çünkü müthiş bir rekabet ve hasta sayısında ciddi bir azalma var. Sosyal Güvenliğin bize gelen hastalardan adeta ceza alır gibi 15 lira alması, kamuya giden hastalardan 5 ya da 8 lira alması gibi bir fark bile maliyetlerini artırarak kamuya hasta yönlenmesine sebep oluyor. Tabi kısır bir Pazar oluyor. Bu özel sigortalı sayısını Türkiye’ye hiç yakıştıramıyorum.

Primler pahalı!

Primlerin pahalı olmasının sebeplerinden bir tanesi bu.

Enflasyon yüzde 20, sağlık sigortasındaki artış yüzde 30’u aşıyor. Özel hastanelerdeki fiyat artışı keza öyle. İnsanların geliri o kadar artmıyor.

Bir de şu açıdan bakalım. Kazancının yüzde 85’ini prim olarak geri ödemiş bir sigortacılık sektöründen bahsediyoruz. Ona baktığımızda neticede ciddi de bir rekabet var aralarında. Yok olmamaya çalışıyorlar. Neden bu artışı yapmak zorunda kalıyorlar, biz neden bu artışları yapmak zorunda kalıyoruz onun üzerinde durmak lazım.

500 hastane var ancak ödemelerin çoğunun 20 hastaneye yapıldığını söylüyorsunuz. Kamu ile özeli söylediniz ama özel hastaneler arasında da fiyat farkları var.

Evet, bizim bulduğumuz en önemli eksiklerden biri bu… Türkiye’de 567 özel hastane var. Bunların 200’e yakını özel sigortalı hastalara hizmet sunacak donanımda. Özel sigortalılar en azından markalaşmış ve sunumu iyi hekim ve personel ile birlikte çok hızlı hizmet istiyorlar. Gelin görün ki bu pazarın önemli bir kısmı çok sınırlı sayıdaki hastaneye gidiyor. Bunlara gitmesi bir şekilde normal.

Zaten o hastaneler olmazsa sigortalı sigorta yaptırmıyor.

Bunlar halkın gözünde markalaşmış ve bu markalaşmayı da hak eden hastaneler. Orada da sıkıntı yok ama onlara verilen paranın 10’da 1’ini, 5’te 1’ini diğer hastanelere vermeye kalktığında diğer hastaneler o pazara güçlü girmek için çaba göstermiyor. O sebeple aynı zamanda o satışları kendi ayaklarına tuzak da oluyor. Dernek ve sektör adına vurgulamak istediğim şey o. Bunu sigorta sektörüne ve sigortacı arkadaşlarımıza da özellikle ifade ediyoruz. Oradaki verilen ücretler biraz daha yükseltilirse en azından eğer bu fiyatlar rekabetsizlikten yükseliyorsa rekabetten her zaman tüketici yararlanır, en azından daha büyük bir Pazar oluşur.

Rekabeti engelliyor, tekelleşme yaratıyor, orada fiyatlara müdahale şansınız rekabeti azalttığı için olmuyor diyorsunuz. Belli hastanelerin fiyatı yüksek diyorsunuz.

Yüksek demiyorum. Belirli hastanelerdeki fiyatların önemli bir kısmının diğer hastanelere de verilmesi durumunda gerçekçi, rekabetçi fiyatların oluşacağına inanıyorum. Hastanelerin fiyat yüksek demiyorum, sakın yanlış anlaşılmasın. Birçok hastanenin fiyatları inanılmaz derecede düşük, hatta cari fiyatlarının bile altında…

Acile gidiyorum bir yerde ücretsiz bir yerde 50 lira ya da 12 liralık  bir seruma 400 lira verilir mi, gibi şikayetler var. Grip salgını var, çok yüksek ateşle acile gidildiğinde, yüksek ateş acil sınıfına giriyor mu? Ücretsiz kapsamında mı? Tamam, istismar edenler var ama yüksek tansiyonla gidiyorum, bebeğimi yüksek ateşle götürüyorum ücret talep ediliyor deniliyor.

O zaman salataya koyduğumuz maydanoz ve domates demeyeyim, malzemeler 3-5 lira iken siz 15 lira verebiliyorsunuz. Nitelikli iştir o. Ben bir kere insanların hastalandıkları zaman sağlıkları için cebinden para ödemelerinin çok incitici olduğuna inanan biriyim. Benim hayal ettiğim sosyal devlet anlayışında sağlıklıyken bu bizden alınsın. Çünkü bunun çok ciddi bir bedeli var. Sağlık hiçbir zaman bedava sunulamaz. Ya vergi olarak, ya prim olarak, ya özel sağlık primi olarak alınsın ama bir şekilde sağlıklıyken bizden alınsın. Hastayken de bize sistem onurumuza yakışacak şekilde ödesin. Keşke herkes özel sağlık sigortalı olabilse… Ama tüm bunlara rağmen Türkiye’de cepten harcama dediğimiz harcama yüzde 17. Bunun bir sürü Avrupa ülkesinde yüzde 18, 19, 20, 21 olduğunu bilmenizi isterim. Yani biz sağlığa hala cebimizden yüksek para harcamıyoruz. Cepten harcama dediğimiz harcamalar toplam bütçemizin yüzde 2,2’si. OECD ortalamasının çok altında. Eğitime harcadığımızdan daha az para harcıyoruz.

Ayrıca acilden girmeniz demek acil olduğunuz anlamına gelmiyor. Acilden girdiğiniz zaman hastane size bir triyaj yapmak zorunda yani sizin acil olup olmadığınızı size söylemek zorunda. Size baktıktan sonra sizin probleminiz eğer 24 saat içinde hayatınızı kaybedecek ciddiyette bir problem değilse siz sarı ya da yeşil alana yani acil olmayan alana alınırsınız. Bunun için de hastanenin fiyat politikasına göre belli bir sigorta içinde bedeller ödersiniz. Tabi, 400 lira, 800 lira gibi ifadeleri biz de duyuyoruz ama bunun içinde muhtemelen bir sürü analiz ya da tomografi, MR vardır. Sadece muayenenin acillerde 400 lira olduğu bir hastaneyi hiç bilmiyorum. Eğer varsa da bunu lütfen söyleyin. Ama özel hastanelerden memnuniyet Türkiye’de yüzde 72. Az bir oran değil, bence daha da yüksek olabilir. Mutlaka 100 milyon insanın tedavi edildiği bir sistemin içinde sadece özel hastaneler için söylüyorum mutlaka kusurlar da olur. Bunların da üzerine ciddiyetle gidilmeli. Buna da katılıyorum. Çünkü çok prestij bir iş yapıyoruz.

Hastaneye gittim ve benden alınması gerekenin çok üzerinde bir para alındığını düşünüyorum mesela.

SGK’ya bunu ihbar ettiğiniz zaman o hastane sizden aldığı fazla paranın en az 5 katı kadar ceza yer. Yani bunun çok ciddi yaptırımı var. Hem de en kısa sürede yer. Kamunun yaptırımları gayet ciddi. Bu anlaşmalar gayet ciddi anlaşmalar.

Ama burada da bir serbest piyasa var. Hastaneden hastaneye muayenehane ücreti bende 500, öbüründe 800, diğerinde 1000-1500 lira. Öyle herkes istediği fiyatı koyabilir mi? Ayrıca bir hastaneye gidildiğinde özel sigortalı isen fiyat farklı, değilsen farklı, böyle bir şey olabilir mi? Artan bu yük dönüp önünde sonunda sigortalının artan primine yansıyor.

Özel sigortalar sizin cari fiyatınızın üzerinden bir anlaşma yapmaz. Bunu sigorta yaptırdıkları kurumlara mutlaka söylemeleri lazım. Özel hastanelerin SGK ile yapılan anlaşmalarında da uymakta zorlandığımız yüzde 200 kısıtı vardır. Size 14 lira muayenehane ücreti öder ve iki katından fazla alamayacaksınız der. Hayatın olağan akışına uygun mu? Değil. En azından 14 yıldır artmıyorsa mümkün değil. Yani evinizin önüne kırmızı ışık, karşıya da fırın konulmuş çocuklarınızı doyurmak için kırmızı ışığı ihlal etmekten başka şansınız kalmamış. Özel sağlık sektörünün şu anda içinde bulunduğu durum bu. Yaşamak için kırmızı ışığı ihlal etmek zorundasınız. Bir şeyin kanuni olması ya da yönetmelikte belirlenmiş olması onun hukuki olduğu anlamına gelmez. Bir hukuksuzluk var. Bir tekel var. SGK’nın tekeli var ve 14 yıldır fiyat artışı yapmayarak adeta sektöre zulmediyor ve benim üyelerim fevkalade sıkıntılı. Bunun bedelini de cebinden daha fazla ödemek zorunda kalan ya da kötü sağlık hizmeti almak zorunda kalan halk ödeyecek. Evet, Türkiye’de kamu sağlığa çok ciddi para harcıyor. Şehir hastaneleri kuruyor, bir sürü düzeltmeler yapıyor ama Türkiye’de sağlık işleri şu anda hiç iyi gitmiyor. Bina açarak hastane yönetemeyiz.  Vatandaşı memnun edeceksen sağlık çalışanını memnun etmek zorundasınız. Sağlık çalışanının memnuniyetsiz olduğu hiçbir sistemin içinde vatandaş memnun olamaz. Ayrıca dünyanın tüm modern, gelişmiş ülkelerinde özel sağlık hizmet sunucuları çok önemli bir alternatiftir. Bizim alternatif olmaktan çıktığımız bir sistemde sağlık hizmetinde kaliteden bahsedilemez. Geçen yıl bu memlekete bu krizde sağlık turizmi yaparak 2.5 milyar dolar para soktuk. Uçakların tersine hasta getirmeleri, hasta götürmemelerinin sebebi Türkiye’deki sağlık politikasıdır. Doğrudur, çok güçlü bir sağlık politikası vardır. Çok güçlü bir değişim ve dönüşüm oldu. Tüm bunları tebrik ediyoruz ama biz kurduğumuz sisteme aşık olduk ve narsistin boğulması gibi bir duruma gelmek üzereyiz. Kurduğumuz sistemin değişmesi lazım, geliştirilmeye ihtiyacı var. Sosyal Güvenlik Kurumunun içindeki Genel Sağlık Sigortası sağlık harcamalarını finanse eden kurum. Siz Genel Sağlık Sigortasının devletten aldığı yüzde 25’lik payla birlikte 2017’yi 21 milyarlık karla kapattığını biliyor musunuz? O paranın vatandaşın menfaati için sağlığa harcanması gerekiyor. Orada bir arıza var. O para ile emekliyi fonladığınızda o zaman acillerde ya da başka yerlerde bu tatsızlıklar oluşuyor. Benim istirhamım bu sektöre sıkıntı yaratılması durumunda bundan hizmet alan vatandaş ta, oy alan siyasetçi de, buna yatırım yapan yatırımcı da çok ciddi zarar görür. Türkiye’de özel sağlık sektörüne yatırım yapan tüm yabancı yatırımcılar 5 yıldır düzenli pişmanlar. O gördüğünüz güzelim hastaneler, güzelim zincirler 5 yıldır düzenli olarak zarar açıklıyor. Evet, inşaat sektöründe dün ya da bugün başlamış olabilir bu problemler ve onlar kısa sürede de düzelir inşallah ama sağlık sektöründeki problem çok kronik. Bu bizdeki travma özel sağlık sigortalarını da vuruyor. Bunu mutlaka düzeltmesi gereken kurum siyasettir. Ben Cumhurbaşkanımızın bu değişimi çok müthiş yönettiğini görüyorum ama bu değişimi çok iyi anlamayan bazı insanlar olmalı ki, bu değişim kötüye doğru gidiyor. Yeni bir değişime ihtiyaç var. Yeni şeyler konuşmamız lazım.